.
.
M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

KAPININ ÖNÜNE GEÇMEK

5 Mart 2019, Salı

     

Dostoyevski’nin ‘Karamozov Kardeşler’ eserinde, "Sizin tecrübeli bir doktor olmanız kadar ben de tecrübeli bir hastayım." şeklinde bir cümle geçer. Bu cümlenin şu an içerisinden geçtiğimiz seçim dönemini çok güzel ifade ettiğini düşünüyorum. Genel olarak bakıldığında hem Afyonkarahisar’da hem de ülke genelinde her partinin adayının siyasetle ilgili dikkate değer tecrübeleri mevcut. Aynı şekilde seçmen vatandaşa da tecrübeli diyebiliriz. Çünkü seçmenlerin büyük çoğunluğu otuzlu kırklı yaşların üzerinde. Her seçimde büyük oranlarda genç, seçme ve seçilme hakkını yaş bağlamında elde etse bile hȃlȃ seçmenlerin büyük çoğunluğu yaş olarak büyük bireyler. Yani tecrübeliler.

Ortaya koyulan projelerin, vaatlerin ve halkın isteklerinin de bu yönde şekillendiği söylenebilir. Bu vaatlerin ayrıntısına girmek niyetinde değilim. Bugünlerde hepimizin kafasını kurcalayan ekonomik sorunlarla alakalı bir şeyler demek daha doğru olur diye düşündüm. Tabi diyeceğim şeyler eleştiri ya da eksiklikleri söylemek değil. Bunu gereğinden fazla ilgili birey zaten yapıyor. Diğer yazılarda olduğu gibi bu yazıda da bir öneri sunmayı uygun buldum. Yaşlılara ya da gençlere yönelik vaatler yerine hepimizi, bugünümüzü ve yarınımızı kapsayacak bir şeyler bulmamız gerektiğini düşündüm. Bu doğrultuda yapılabileceğine inandığım bir fikir geliştirdim.

"Tüm belalar, yalnız kalma yeteneğimizin olmayışından gelir başımıza" diyor Ünlü Fransız Ahlȃkçı Yazar Jean de La Bruyère. Bireysel olarak düşünülebilecek bu söz bir bakıma ülkeler içinde geçerlidir aslında. Bir ülkenin kendi kendine yetebilmesi, farklı durumlar karşısında esneklik gösterebilmesi yalnız kalma yeteneği ile ilişkilidir. Bu yalnız kalmayı herkes ile sorunlu olmak olarak algılamayalım. Burada kastettiğim şey belirttiğim üzere kendi kendine yetmek ile alȃkalı. Dışa bağımlı bir ülke ne kadar yalnız ne kadar özgür olabilir? Yani özgür bir ülke olarak ayakta kalabilmek için yalnız olmalıyız ve yalnız olmak için de kendi kendimize yetmeliyiz. Bu durum bu kadar net. Tabi ki günümüzde ülke olarak neleri nasıl ürettiğimiz belli ve bu üretim yapımızın bir günde değişmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Önemli adımlar atılsa da çoğu konuda bağımlılığımız sürüyor.Peki ne yapmalıyız?

İkinci küreselleşme dönemi de denilen 1980’ler sonrası için yapabileceğimiz en iyi şey “İhracat”. Yaşanan serbestleşme her ülkeyi bir şekilde ihracat yapmaya ister istemez zorluyor. Doğrudan yatırımlar bizim ülkemizde olduğu gibi ülkeyi bir konuma kadar getiriyor ama bir yerden sonra “ihracat” yapan ülke olmak gerekiyor. Bunu başaramayanlar ya yerinde sayıyor ya da geriliyor. Bu yüzden bizlerin ne olursa olsun ‘ihracat’ yapma gerekliliğimiz ortaya çıkıyor. Son günlerde birçok arkadaşımdan Hollanda ve benzeri ülkeleri duyuyorum, “Adamlar Konya’dan, Afyonkarahisar’dan küçük ama bizi başta tarım olmak üzere çoğu alanda geçiyorlar.” Bu durumun tarihsel ve sosyolojik incelemesi ayrı bir konu ama bu söylem bizim kendi potansiyelimizi de görmediğimizin bir kanıtı. Afyon özelinde baktığımızda tarımsal üretim, hazır gıda üretimi, mermer üretimi, mermer makina üretimi, tarımsal makina üretimi yapan ve jeotermal turizmin dünya başkenti olabilecek konumda olan bizler bu güçlerimizin ne kadar farkındayız ve bu güçlerimizin ne kadarını dünyaya hakettiği şekilde pazarlıyoruz? Şehrimizde kaç firma ihracat yapıyor ya da kaç tane asıl işi ihracat olan firma var?

Tam bu noktada önerimi sizlere sunarak yazımı bitirmek istiyorum. Öncelikle seçilecek belediye başkanları, yönetmekte olduğu bölge ile alakalı ‘İhracat Planı’ yapmalıdır. Daha sonra bölgelerinde bulunan şirketlere ve ihracat firması kurmak isteyen girişimcilere eğitim, ofis ve yurtdışı iş gezisi destekleri vermelidirler. “Devletin gerekli kurumlarının destekleri var.” diyebilirsiniz. Ancak halkın içinde olan ve halk ile birebir iletişimde olan belediyelerin bu tür planlamaları daha etkin yapacağı kanaatindeyim. Bu şekilde öncelikle mevcut üretim şekli ile ihracat yapılır ve elde edilen gelir ile daha sonra ileri üretim tekniklerine geçilirse bizlerde bahsettiğimiz kendi kendine yetebilme durumuna daha rahat ulaşırız. Günümüzde yaşadığımız çoğu sorunun da kolaylıkla üstesinden geliriz. “Diğer ülkeler çoktandır yapıyor bunu, bütün köşeler kapıldı, Çin malları her yerde...” diyen arkadaşlara da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı eserindeki şu cümlesi ile cevap vermek istiyorum. "Bazı kapıların bize kapalı görünmesi, önünde değil, arkasında bulunduğumuz içindir." Yani biz niyetlenip, durduğumuz yeri değiştirirsek belki kapalı sandığımız kapılar açılacak.

Afyonkarahisar olarak;

Türkiye yürüyorsa biz koşalım, Türkiye koşuyorsa biz uçalım

Bu enerji bizlerde fazlasıyla var.