M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

EKMEK İÇİN FIRIN, KÜLTÜR İÇİN OCAK

8 Ocak 2019, Salı

     

 

Yerel seçim yaklaşıyor. Adaylar yavaş yavaş vaatlerini dillendirmeye başladı. Bu vaatler içinde alt yapı, üst yapı ve birçok alanla ilgili projeler paylaşılıyor. Ancak genel olarak kültürel faaliyetlerle alakalı projeler hep daha düşük düzeyde kalıyor. Tabi günümüz koşullarında bu gayet doğal ama doğru olan değil. Romalı devlet adamı ve ünlü düşünür Cicero şöyle der: “İnsan için kültür, vücut için ekmek kadar lazımdır.” Yani bir insan kendisini fiziki olarak nasıl besliyorsa ruhunu da aynı şekilde beslemelidir. Eğer bir insan bunu yapmıyor ya da yapamıyorsa, fiziksel olarak aç kaldığında nasıl huzursuz oluyor ve huzursuzluk çıkarmaya meyil ediyorsa ruhunu beslemediğinde de aynı şekilde huzursuz olacak ve huzursuzluk çıkaracaktır. Günümüzde sokakta, medyada ve farklı alanlarda hepimizin gördüğü hoş olmayan durumlar aslında yukarda bahsettiğimiz durumun bir sonucudur.

Peki bunun için bizler ne yapmalıyız? Merak etmeliyiz. İlgimiz olan bir alanda kitap okumalı ve hatta bir sanat dalıyla hemhal olmalıyız. Sanat kısmını şimdilik bir tarafa bırakıyorum. Ancak kitap kısmına e-kitaplara zam yapıldığı şu günlerde değinmek isterim. Ama baştan söyleyeyim benim sorunum zamlar değil. Devlet uygun görmüştür yapmıştır. “Keşke yapmasaydı.” diyerek tepkimi dile getirebilirim sadece ve eklerim “Daha fazla kütüphane açacaksa zammın bir önemi yok.”

Kısaca belirtmem gerekirse benim yerel seçimde seçilen başkandan isteğim; şehrin kültürel alt yapısı için önemli etkileri olan kütüphane(ler) açmasıdır. Tam burada “Halk kütüphanelerimiz var zaten, ne gerek var?” diyenler olabilir. Bir bakıma bu düşünceye katılabilirim ancak kitap okumayı seven her bireyin belirteceği gibi bu kütüphanelerimizin de yeterli olduğunu söyleyemem. Elbette günümüz konjonktüründe şehrin merkezinde yapı olarak büyük ve içi nitelikli eserlerle dolu bir kütüphane yapmak oldukça zor. İşte tam burada seçilecek olan belediye başkanımıza naçizane bir önerim var. Her mahalleye bir “Kültür Ocağı” açılsın, aynı her mahalleye açılan ekmek fırınlarımız gibi. Yerine göre geleneksel yerine göre modern mimarili iki katlı yapılar. Alt katı seminer salonu olsun. Her hafta üniversite-halk buluşmaları çerçevesinde buluşmalar gerçekleştirilsin. Diğer vakitlerde de yediden yetmişe tüm halkımız kurduğu kulüplerle bu salonlarda kendileri tiyatro ve konser faaliyetleri yürütsün. Bu yapıların üst katlarında da hem klasik hem güncel eserlerin olduğu bir kütüphane olsun. Evlerinde uygun çalışma ortamı bulamayan öğrenci kardeşlerimiz ve kitap sever herkes buradan yararlansın. “Kültür Ocakları”nın koordinasyonunu da mahalle muhtarlarımız üstlensin. Hatta Mahalle muhtarlıkları bu yapıların içinde bir köşeye konumlandırılsın. Sizce de iyi olmaz mı? Bazıları bu projeyi “Millet Kıraathaneleri Projesi”ne benzetebilir. Fakat burada dikkat etmemiz gereken birkaç nokta ve sormamız gereken sorular var. Bu kıraathanelerde bulunan belli sayıdaki kitap, bir kütüphanenin yerini tutar mı? Öğrenci kardeşlerimiz bu kıraathanelerde çalışabilecek ortam bulabiliyor mu? Tiyatro ve mini konserler organize ederek nitelikli şekilde sosyalleşmek varken günlük konuşma ortamında sosyalleşmek mi tercih edilebilir? “Millet Kıraathaneleri Projesi”nde şu an neler yapılabildi ve ne yapılacak? Bu soruların cevabını bulduktan sonra yukarıdaki önerime bahsettiğim şekilde eleştiri getiren kardeşlerimi tekrar dinlemek isterim.

Bu yazımı ve nasip olursa bundan sonraki yazılarımı devamlı olarak şu sözlerle sonlandırmayı düşünüyorum.

Türkiye yürüyorsa Afyon koşmalı; Türkiye koşuyorsa Afyon uçmalı

Bizlerde bu enerji fazlasıyla var.