.
M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

BİR ÇİFTÇİ GİBİ

12 Mart 2019, Salı

     

Yerleşik hayata geçildiği ilk günden bu yana tarım, toplumlar için kilit rol oynayan bir sektör olmuştur. Tarımın bu özelliği günümüzde de devam etmektir. Bunun farkında olan erken endüstrileşmiş ülkeler (Başta Avrupa Birliği Ülkeleri) geçen yüzyılın ortalarına doğru tarımsal verimliliklerini arttırmak için bir dizi politikalar uygulamaya başlamışlardır. 
 
Düzenli ve istikrarlı bir şekilde uygulanan bu politikalar neticesinde tarımsal verimliliklerini arttırmış ve tarımsal nüfus oranında yapısal değişiklikler yapmayı başarmışlardır. Bu değişikliklerden en önemlisi olarak küçük çiftçi kesimin azalmasına mukabil sorunların azalması olduğu söylenebilir. Tabi bu durumun sonucunda büyük üretim çiftliklerinin yaygınlaşması sağlanmıştır. Ancak aşırı kar hırsıyla hareket eden bu çiftliklere de hem toprağın acımasızca kullanılması hem de üretilen aşırı ürünlerin dış ticarette küresel dengeleri bozması sebebiyle erken endüstrileşmiş ülkeler daha sürdürülebilir tarım politikaları uygulamak için yüzyılın sonuna doğru bir dizi reform gerçekleştirmişlerdir.
 
Bu sırada henüz endüstrileşememiş olan Türkiye ise özellikle yüzyılın ortalarından bu yana popülist tarım politikaları uygulayarak ya da hazırladığı planları bürokratik çarklar arasında heba ederek zamanında kendisiyle neredeyse eşdeğer GSYİH (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) oranlarına sahip olan İspanya ve benzeri ülkeler tarafından geçilmiştir. 
 
Özellikle diğer ülkeler tarafından geçilme durumu liberalizasyonun dünyayı kasıp kavurduğu 1980’li yıllarda daha da artmıştır. Ancak bu durum bile zamanın siyasetçilerinin tarım sektöründen devletin tamamen çekilmesini engellememiş ve sonuç olarak yetmişlerde kendine yetebilen ülke olan Türkiye, doksanlı yıllarda tarım sektöründe açık vermeye başlayan bir ülke haline gelmiştir. 
Yine seksenli ve doksanlı yıllarda imzalanan uluslararası anlaşmalar neticesinde tarım kesimi uluslararası güçler karşısında yalnız bırakılmıştır.
Bunların üzerine tuz biber mahiyetinde 2001 yılında ki ekonomik çöküşün ardından IMF ve Dünya Bankası ile yapılan anlaşmalar Türk tarım sektörünü geri dönülmez bir şekilde zor durumların içine sürüklemiştir. Türkiye, tarımda her manada açık veren, tarım kesiminin ekonomideki oranı hâlâ yüksek olan ve tarım kesimi giderek yoksullaşan bir ülkedir. Bu durum günümüzde ekonominin diğer alanlarına da farklı şekillerde sirayet ederek beklenilenin üzerinde bir baskı unsuru olmaktadır.
 
Sonuç olarak Türkiye, imzaladığı uluslararası anlaşmalara rağmen tarım sektörü ile alâkalı acil, radikal ve planlı reformlar ortaya koymalı, bunları kanunlarla desteklemeli ve istikrarlı bir şekilde uygulamalıdır. 
 
Romalı devlet adamı ve yazar Marcus Tullius Cicero “Gerçek çiftçi, ürününü göremeyeceğini bildiği halde, toprağını eken adamdır.” der. Yani biz bahsettiğim önlemleri şimdimiz için değil geleceğimiz için almadıkça, bugünden geleceğin tohumlarını ekmedikçe gelecekte tarım yapan ve kendine yeten bir ülke olamayız. Bu yüzden tarım sektörü sorunları hakkındaki bilinç hepimizde oluşmalı, toplumsal farkındalık oluşturarak sorunlarımızın hep birlikte üstesinden gelmeli yani hepimiz geleceğimiz için bir çiftçi gibi tarımı düşünmeliyiz. 
 
Afyonkarahisar olarak;
Türkiye yürüyorsa biz koşalım, Türkiye koşuyorsa biz uçalım.
***
Bu enerji bizde fazlasıyla var.