.
.
M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

YOKSULLUĞUMUZ

19 Mart 2019, Salı

     

Tarihsel süreç içerisinde üretim ve tüketim döngüsü sonucunda ortaya çıkan artı değerin bölüşümü her zaman sorun olmuştur. Bu sorunun bel kemiğini oluşturan durumun, gelirin adaletli bir şekilde dağıtılmasına duyulan ihtiyaç olduğunu söyleyebililiriz. Gelirin adaletli bir şekilde dağıtılamadığı tüm toplumlarda bir gerilim oluşur ve bu gerilimin sonucu toplumlar ve hatta devletler telafi edemeyecekleri bir dizi problemle karşılaşabilirler. Günümüzde de kapitalist ve hatta bazı komünist işleyişlerin içinde gelirin adil bir şekilde dağılımında sorunlar olduğu açıkça görülmektedir. Bu sorunların bir sonucu olarakta yoksulluk durumu karşımıza çıkmaktadır.

Gelir adaletsizliği ve yoksulluğu aşmak için bir kısım kuruluşlar ve devletler çalışmalar yürütseler bile bu çalışmalar günümüzde aşırı bir şekilde bozuk durumda olan gelir dağılımını sorununu çözmekten uzaktır. Tam bu noktada Ünlü Fransız düşünür sosyolog Jean Baudrillard’ın “...ne mal miktarının düşüklüğü ne amaçlarla araçlar arasındaki ilişki, yoksulluk insanlar arasındaki ilişkidir...” sözüne değinmemiz gerekmektedir. Aslında bu kelime grubu “yoksulluk” kavramını sadece parasal açıdan değil birçok açıdan kapsamaktadır. Geçen hafta Yeni Zelanda’da yaşanan ve hepimizi bu mübarek aylarda yasa boğan terör saldırısı bunun en net göstergelerinden. Zengin olarak düşündüğümüz ülkelerde bizim düşündüğümüzden daha farklı yoksulluklar söz konusu. Bu durumda gösteriyor ki, “yoksul” olma durumundan sadece “ekonomik işleyişler-sistemler” sorumlu değil.

Yani bu konuda asıl sorumlu bizleriz ve bizler arasındaki iletişim sorunlu olduğu için yoksulluk var. Dijital iletişim kanallarındaki insan sayısının her geçen gün hesapsız bir şekilde artması da aslında birbirimiz arasındaki iletişimin ne kadar yetersiz olduğunun bir kanıtı değil mi? Tarihimizde atalarımızın “Sadaka Taşı” gibi uygulamalarla birbirlerini görmeden bile ne kadar güzel bir iletişim örneği sergilediğini hem maddi hem manevi açıdan yoksullukla nasıl mücadele edebildiğini çoğumuz biliyoruz.

Bu sorunu çözmek için tüm dünya toplumlarının ve devletlerinin bu sorun üzerinde yoğunlaştırılması ve bir ortak bilinç oluşturularak bu sorunun çözümü için çaba gösterir hale getirilmesi gerekliliği açıktır. Çünkü ancak böyle bir topyekün bir birliktelik olduğunda bu sorunun altından kalkılabilir. Zira 2008’de dünya genelinde yaşanan ve kimilerine göre hȃlen devam etmekte olan krizin önemli bir etkisi olarak gelir adaletsizliği daha geniş toplulukları etkilemeye başlamış, savaşlara bağlı göçlerle yoksulluk tüm dünyada tırmanmış ve buna bağlı yaşanan farklı sosyal sorunlar hepimizi etkilemiştir. Tüm bunların önüne geçmek için ise öncelikle birey olarak insanlarla sağlıklı iletişim kurmalı ve bunun tüm topluma yayılması için çaba sarfetmeliyiz sanırım. Bu konuda şehir olarak öncü olabileceğimizi düşünüyorum.

Afyonkarahisar olarak;

Türkiye yürüyorsa biz koşalım, Türkiye koşuyorsa biz uçalım.

Bu enerji bizde fazlasıyla var.