.
M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

DOĞAL VE YERLİ SEÇENEK

22 Ocak 2019, Salı

     

“Yaptığın işi gönlünde hissedersen, ırmaklar çağlar içinde.” demiş Mimar Sinan. Aynı dönemlerde yaşayan ünlü şair Baki’nin de “Mimar Sinan'ın taşta yaptığını kelimede yapmaya karar verdim, ne oldumsa böyle oldum." dediği söylenir. Yani Şair Baki yazdığı şiirlerde o yüksek mertebeye ulaşmak için Mimar Sinan’ı örnek almış, şiiri gönlünde hissetmiş ve muhtemeldir ki içinde ırmaklar çağlamıştır. Bizlerin yapması gerekende tam olarak budur işte. Hem de her alanda.

Mimari ise bu alanların en önemlilerinden ve en başta gelenlerindendir. Çünkü yaşadığımız her an ister istemez mimari ile içli dışlıyız ve fark etsekte etmesekte mimari-tasarım hayatımızı önemli ölçüde etkiliyor. Yazının Başında Mimar Sinan’ı referans olarak vermemin bir sebebi de buydu. Biz yaptığımız işlerde ve bilhassa mimaride iş için duyduğumuz heyecanı, işin niteliğini, yapılan işin yerine ve zamanına uygunluğunu, geleceğe ne katacağını unutur olduk. Bunlar hepimizin tekrar hatırlaması gereken güzel şeyler. Mimari ile benim alakam ilgim ne diye düşünmeden hepimiz daha yaşanabilir mekânlar ve kentler için düşünmeliyiz. Düşünmeli ve üretmeliyiz ki geleceğe Mimar Sinan gibi yüzyılları aşan eserler bırakabilelim. Düşünen ve içinde ırmaklar akan insanlara destek olalım. Yok mu böyle insanlar? Tabi ki var! Meselȃ dünyada üç kez Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü almış tek mimar olan rahmetli Turgut Cansever bunlardan biriydi. Dünyamıza kazandırdığı mimari yapılar, yazdığı eserler ve yaptığı birçok söyleşi bizlere hȃlȃ yol gösteriyor. Peki onun dışında kimler var ya da biz kimlere destek olmalıyız? Günümüzde destek olmamız gereken kişilerden birine değinmeden önce, mimariye ve yapılan işi sahiplenmeye neden bu kadar uzun değindiğimi anlatayım.

İlerleme dürtüsüyle geçmiş yüzyılda şehirlerimizi fazlasıyla betona teslim ettik. Ayrıntısına fazla değinemesem de yüzyılın ortalarında bu betonlaşmaya karşı çıkan ve alternatif öneriler getiren insanların olduğunu söyleyebilirim. Yani bu ne demek? Elimizde betondan başka seçeneklerde vardı demek. Artık bu seçenekler elimizden kayıp gitti mi peki? Tȃbi ki hayır. Günümüzde dahi her şeyiyle hȃtta daha gelişmiş şekliyle karşımızda duruyor ama çoğumuz onu göremiyor. Sizce diğer seçenek ne? Fazla düşünmeyin hemen söyleyeyim. “Kerpiç”. Evet, yanlış okumadınız “Kerpiç”. O burun kıvırdığımız kerpiç. Betonla karşılaştırıldığında daha çevreci ve sağlıklı bir yapı maddesi, depreme dayanacak şekilde üretilebiliyor ve betondan daha uzun ömürlü. Yüzyılları aşan örnekleri var. Betonun ömrü ise elli yıldan biraz fazla. Jean Baudrillard’ın şöyle bir sözü vardı konu ile ilgili “Eskiden insanlar ölür yapılar onları izlerdi, şimdi ise yapıların ömrü insanlardan kısa yani yapılar ölüyor insanlar izliyor.” Görüldüğü üzere elimizde farklı bir alternatif olmasına rağmen durum tam olarak bu. Sen abartıyorsun kerpiç senin dediğin kadar önemli olamaz dediğinizi duyar gibiyim. Ancak yüzyılın ortalarında betona karşı çıkan insanları dinleseydik şu an çok farklı bir ülkede yaşayacağımızı söylemek isterim. Hem ekonomik açıdan hem de kültür dünyamız açısından çoğu değerimizi koruyabilecektik. Bugün ne yazık ki köylerimizi bile betona teslim ediyoruz. Bunu zenginlik, medeniyet görüyoruz. Yazıyı yazmamın ana nedeni de işte budur. Köylerimizin durumu. Lütfen köylerimizde betona “Dur” diyelim. Bunu nasıl mı yapacağız? İçinde ırmaklar çağlayan insanlarla. Bunlardan biri Mimar Serkan Duman’dır. Kendisini “Geleneksel yöntemlerle doğal inşanın peşinde.” bir kişi olarak tanımlıyor ve dediğim şekilde yaptığı birçok eser var. Yani beton dışında bir dünya mümkün. Tarım alanlarımızı, köylerimizi betondan korumalıyız. Dikey mimariye bu kadar kolay teslim olmamalıyız. Bunları başarabilirsek ileride “keşke” yerine “iyi ki” diyenlerden olabiliriz. Fazla uzatmadan Serkan Duman’ın attığı tam da yazıyı özetleyen bir twitt ile toparlayayım. “Turgut Cansever, Hartmann’dan yola çıkarak, mimarinin aslında batıdaki gibi sanat alanında değil din ve ahlȃk alanında olması gerektiğini söyler. Bizde ise ekonomi alanında.”. İşte durum bu kadar net. Ekonomi için yaptığımızı söylüyoruz ama aslında her açıdan kendi kuyumuzu kazıyoruz.

Şuhut olarak Afyonkarahisar olarak tarım alanlarımızı koruyalım, betonu bırakarak daha doğal ve daha yerli alternatiflerini deneyelim ve deneyenlere destek olalım. Afyonkarahisar olarak Türkiye’ye ve hatta dünyaya örnek olalım.

Türkiye yürüyorsa biz koşalım, Türkiye koşuyorsa biz uçalım.

Bu enerji bizde fazlasıyla var.