.
M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

DEPREM DEĞİL “BEN” BİZİ YIKAN

26 Şubat 2019, Salı

     

Mal sahibi olarak kaçak kat inşa ettiğinde, bürokrat olarak kaçak kata ya da yapılara göz yumduğunda, mühendis olarak masa başında denetim yaptığında ve yine mühendis-mimar olarak yaptığın projelerde mevzuattan başka hiç bir şeye (çevresel faktörler vb.) bakmadığında; “ben” diyerek yıktın bu binaları. Kaçak çıkılan katları satarak, bu satışlara onay ve olur vererek, bakmadan denetleyerek, sanki en kusursuz ve kesin yasaymış gibi mevzuatta denilenden başka hiç bir çalışmaya gerek duymayarak gömdün insanları. Doğal afet oldu. Deprem vurdu, sel götürdü; suçlu onlar oldu. Çünkü sen her işinde olduğu gibi yine kendi işini kılıfına uydurdun. Hatta bu yapılan işlerin içinde olduğun için en aleni yanlışları bile yüzsüzce savundun. Evet, bunu yaptın!

Biliyorsunuz geçen haftalarda İstanbul Kartal’da bir bina yıkıldı. Bu hafta Çanakkale’de ve çevresinde hissedilen depremler oldu. Ardından sosyal medyada ve medyada gördüğümüz diğer haberler... Bunlardan bahsetmeye gerek yok. Dikkatimi çeken bir şeyi sizlere söyleyeceğim sadece. Bu haberlerde depremin niteliğinden çok genel olarak yapıların durumları tartışılır oldu artık. Bu bir yönden olumlu fakat bir yönden de bizlerle alakalı bir şeyin göstergesi. Peki neyin? Birbirimizin kuyusunu nasıl kazdığımızın. Yani biz depremden çok yapılan işlerden korkuyoruz. Ancak bu işleri de yapan, denetleyen, alan-satan bizleriz. Çoğumuz bir ev alırken musluğunun tipine dikkat ediyor da yapının genel durumu ile alakalı tek bir belge sormuyor.Keşke sormaya da gerek kalmasa her binanın adının yanında yapanından denetleyenine, ilk durumundan son haline değişen her şey yazılsa.

Atalarımız bunu kitabelerle yazarak yaparmış çünkü yaptıkları işin ne olduğunu ne kadar gideceğini, ne gibi durumlarda ne olacağını bilirlermiş. Yani yaptıkları işe güvenirlermiş. Şimdi elinin altında son teknoloji bilgisayar programı olan mimarın, mühendisin yaptığı bina beş yıl geçmeden çökmeye, akıtmaya ve dökülmeye başlıyor. Sonra yapanı araki bulasın. İşin daha kötü yanı bu binalarda insanlar bir şekilde yaşamak durumunda kalıyor. Özetle biz depremden çok “ben bilirim, ben yaparım” diyenlerin yaptığı işten korkuyoruz sanırım. Genel olarak da çoğumuz “ben bilirim” havasında olduğu için hepimiz birbirimizden korkuyoruz. Tamam, çok büyük bir afet olur ve en iyi yapılmış iş bile zarar görür ama biz hangi işimizde “Evet, bunu hakkıyla yaptım.” diyebiliriz ki. Çok nadir değil mi?

Sahi yukarıda binalar için dile getirdiğim öneri günlük yaşamı kapsayacak şekilde genişletilse nasıl olur? Arabanızı kullanırken yaptığınız ihlâlleri herkes görse, her sigara yaktığınızda en yakınlarınıza en sevdiklerinize verdiğiniz zarar sürekli size bildirilse ya da şöyle toparlayayım “ben”diyerek yaptığınız ve umursamadığınız hareketlerin sonuçları an be an size bildirilse ve herkesle paylaşılsa nasıl davranırdınız? Fransız Filizof Jean-Marie Guyau, “Sadece benliğin mahsulü olan işler, olgunlaşmaktan ziyade çürüyen meyvelere benzer.” demiş. Ne kadar da doğru değil mi? Şu an tüm dünyanın ve bizlerin yaptıkları işler o kadar “ben” merkezli ki olgunlaşmayı bırakın ortaya çıktığı gibi çürümeye başlıyor. Öncelikle şehir olarak bizlerin bu sorunlu durumları aşıp bırakın Türkiye’yi dünyaya örnek olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Afyonkarahisar olarak;

Türkiye yürüyorsa biz koşalım, Türkiye koşuyorsa biz uçalım

Bu enerji bizlerde fazlasıyla var.