.
M. Selim SARIKAYA
Arayış - suhutunsesi@hotmail.com

GELECEĞİMİZİ NASIL İSRAF EDİYORUZ?

26 Mart 2019, Salı

     

Matbaa icat edilmeden önce kitaplar elle yazılarak çoğaltılırdı. Osmanlı İmparatorluğu’nda bu işi yapanlara “müstensih” yaptıkları işe ise “istinsah”denirdi. İstinsah işi, kitabın az ve yavaş bir şekilde çoğaltılmasının yanı sıra kitaba bazen yeni eklemeler yapılmasına da sebep oluyordu. Özellikle eserleri birçok kişi tarafından beklenen yazarların yazdıkları eserler, çoğaltılmaları sırasında değişikliklere uğrayabiliyordu. Değişiklikler genel olarak yazının şekli ve güzelliği gibi teknik seviyelerde kalsa da bazen içeriğin de değişmesine kadar farklılaşabilen durumlar gerçekleşebiliyordu.

Hatta bazı ünlü yazarlar, eserlerinin çoğaltılırken değişip değişmediğini görmek için seyahatlere çıkıp yapılan çoğaltmaları incelemek durumunda kalıyordu. Eserlerine başlarken yaptıkları duaya “...câhil müstensihin şerrinden...” gibi ekler yapıyorlardı. Hoş, her ne kadar eleştirilseler bile “müstensihler” eserlerin o dönemde yayılmasını ve günümüze ulaşmasını sağlayarak önemli bir görevi yerine getirmişlerdir. Gerçi günümüz akademisi bile ister istemez müstensihlerin çalışmaları ile uğraşmak durumunda kalıyor. Eserlerin aslı ve müstensihlerin çoğalttıkları eserler incelenerek ne gibi farklılıkların olduğu, başka eserlerin çoğaltılmasında ne gibi değişikliklerin olabileceği ve mümkünse hangi müstensihin yazmalarının daha güvenilir olabileceği bu çalışmalarla anlaşılmaya çalışılıyor. Yani kısaca iyi yapılmayan iş, hem yüzyıllar öncesinde yaşamış insanları hem de günümüzde yaşayan bizleri maddi ve manevi kayba sokuyor.

Peki bunlardan neden bahsettim? Çünkü bir okur olarak günümüz kitap camiasında da benzer durumlar olduğunu görüyorum, görüyoruz. Yayınevi açmayı bir yatırım olarak gören ve büyük bir maddi beklenti ile bu işe giren “iş adamları” özensiz ve hatta niteliksiz eser üretimini hesapsızca arttırıyorlar. Yapılan yeni çalışmalarda karşılaşılan editöryel hatalar bir yana önemli yazarların eserlerinin suyunun suyu şeklinde yazılan ama o eserlerden bir damla bile barındırmayan “kitaplar” raflarda yer buluyor. Bunların üzerine son zamanlarda telif süresi dolan eserlerin basımını da eklediğimizde ortaya kağıt israfından başka bir şey çıkmıyor. Telifi dolan eserlerde tek farklılık kapak ve ne yazık ki yapılan kapak çalışmaları bile özensiz. Ek olarak belirtmem gerekir ki tüm bu işler ülke olarak kağıt ihtiyacımızın en çok olduğu günlerde oluyor. Yani kağıt ihtiyacımızın en çok olduğu günlerde kağıt israfı yapıyoruz. Yapılan bu israf, nitelikli eserlerin basılmasının önünde de bir engel olduğu gibi okurların nitelikli esere ulaşmasının da önüne geçiyor.

“Kardeşim, serbest piyasa...Seni ne ilgilendiriyor?” diyebilirsiniz. Ama bugün basılan niteliksiz-özensiz eserler ve yapılan israf ülke olarak cebimizi etkilemenin ötesinde geleceğimizin fikir dünyasını etkileyecektir. Yani bu şekilde devam edersek gelecek nesillerin zamanlarını israf etmiş olacağız. Bu durumun karşısında okur olarak bizlerin yapması gereken, yayınevlerinden nitelikli eserlerin basılmasını talep etmek olmalıdır. Yukarıda bahsettiğim şekilde iş yapan yayınevlerine yapacağımız geri dönüşler ve oluşturacağımız talep bu düzenin farklılaşmasına bir nebze olsun katkıda sağlar sanırım. Bugün bu düzen değişmez ise gelecek nesiller bizleri muhtemeldir ki çok iyi anmayacaklardır. Bahsettiğim konu özelinde Afyonkarahisar Belediyesi’nin günümüze değin çok güzel çalışmaları oldu. Öncelikle bu çalışmaları yapanlara bir okur olarak çok teşekkür ediyorum ve belediyemizin örnekliğinden yola çıkarak şehir olarak Türkiye’ye örnek olabileceğimizi düşünüyorum.

Afyonkarahisar olarak;

Türkiye yürüyorsa biz koşalım, Türkiye koşuyorsa biz uçalım.

Bu enerji bizde fazlasıyla var.