Şuhut’ta akşam olmaktadır.
Güneş ışıklarını Sarıkız, Başören yaylalarının ardına bırakır.
Gökyüzü gelincik rengidir.
Efe köyü’nde köpeklerin havlayarak akşamı karşıladığı saattir( Belki de köpekler Ağzıkara’da fala baktırıp gidenleri uğurluyordur.)
Mahmut köyü türbesinin ışıkları yanar.
Karaadilli, Şuhut ovalarının omuzlarına tatlı bir yorgunluk çökmüştür. Alın teri toprakla buluşmuştur.
Altıgöz köprüsünden geçerim… Şuhut deresi kurudur. Dörtnala gelir Yavuz’un askerleri. Beş yüz yıl gider gelirim…
Karşımda avukatın binası. Sol yanda saçaklı değirmeni.
İçten bir selam Refik’e Akif’e.
Eczaneden Refik, eskiden öğretmen, çalıştırıcı şimdilerde köşe yazarı Şefik, adliyeden Osman masayı tutmuşlardır.
Sohbet koyulaşmıştır. Kadehlere ağırdan akşamın rengi sızmaktadır.
Masaya Veysel gelir, ova gelir.
Patolog Veysel yıllardır süremez hatça gızın göçünü.
Ovadaki patalar döver döşünü, bir türküdür tutturur…
Türküdür. Halktır.
Halk türküsüdür.
Çağırın
Refik’in kalfalarını…
Hocanın ona kadar saymayı öğretemediği topçularını… Muhasebecileri…
İşte akşam şimdi akşam oldu.
Sohbete hallaçtan topçular gelebilir.
Nazımdan şiir.
Sait faik Abasıyanık “Bu günlerde bir akşam şehrin aynalı gazinosuna ve aynaların içine selim-i-salis gibi oturacağım” diyebilir.
Evet, zamanı geri getiremezsiniz.
Yaşanılanları da…
Ancak Güzel yaşadığınız anlarla keyifli bir bahar yerine çevirebilirsiniz ruhunuzu.
Evet…
Şimdilin hoşça kalın
Sevgi saygı ve hürmetlerimi sunarım.
Dr. Cemalettin YAKTI