VAKT OLURKİ
Öğle arasıdır…
Hisar mahallesinden katmer kokuları gelmektedir…
Sacın üzerinde kızardıkça oklavayla çevrilen katmerlerin güzel kokusu yayılmıştır etrafa.
Çevrildikçe unlar dökülür köz üstüne.
Bir alay duman olur yayılır. Ben, ta sağlık ocağından alırım kokuyu.
Hakim Mehmet’te severler Kürtlerden gelen peynir, duble çay, biber ve salatalıktan oluşan öğle atıştırmalarını.
Hemen biterim mavi köşede.
Amma ille de katmer…
Halil ve Mehmet hemen dükkânın tezgâhına Türkiye gastesini açar, sererler… Cavit ağam yetmiştir. Hemen alır domatları ve biberleri bir hamlede halleder un dükkânında. Karpuzu yarar Halil..Göz ucuyla takiptedir Hamza emmim.
Hamza emmin “şapkacı” lakaplıdır. Erken başlar hep işine, bilir ki rızk zor kazanılmaktadır, kuşluktan evvel dağıtılmaktadır. Sabah namazından hemen sonra açar kasketçi dükkânını. Küçük tüpüne çaydanlığını atar ve başlar çalışmaya. Kasketi de adam gibi yapar. Şuhut’ta fırın ve lokantalarla beraber en erken Hamza emmim açar dükkânı. Bende hala durur, kış günlerinde Hamza emmiden bir selam gibi baş üstü ederim kasketi.
Bu öğleyin de bir hikâyesi var mıdır acep Mehmet Arıbal’ın. Cavit ağam yine ikircikli bakacak mıdır yüzüne acep.
Tereyağlı katmer.
Bir yemek bu kadar mı iştahla yenir…
Bu kadar güzel mi olur bükmeler, ağzı açıklar, mahalle fırını ekmekleri…
Mavi köşe aynı zaman da mali ve iktisadi konuların tartışıldığı bir ekonomi forumudur.
Hayatın özeti burada çıkarılır. Hilafsız yirmi yıllık un fiyatları izlemini bulabilirsiniz, dolara vurabilir ova ekonomisi hakkında panaroma alabilirsiniz.
Zaman zaman Kavakçı da katılır bu meclise…
Hamza emmi ağacı budadın mı bu sene.
Halil yine kızdı mı çok budamışsın diye.
Dükkânların önünü süpürün, sulayın.
Belki çaydan mühendis gelir, belki Ankara’dan müfettiş.
Belki de ben düşerim bir alışkın sohbetin içine.
Belki caminin imamını çekiştiririz.
Hoparlöre verir veriştiririz.
Şöyle makamında bir ezan dinleyemediğimize yakınırız.
Bu sefer çayı Hamza emmim sürsün ateşe. İsterse azıcık bıyık altından gülsün beni görünce.
Aklına sabaha yakın beni eve girerken yakaladıkları gelsin. Ulan bre doktur desin.
Duydum koyunculuk bitmek üzereymiş…
Yani tenekelerle peynir isteyemeyecekmişim.
Pirikler, çifter çifter doğuran, yaylaları terk etmişler.
Hayvan nüfusu çok düşmüş. Öyle duydum.
Refik Afyon’dan söyle ovaya doğru salınınca, göğsünü açar derin bir nefes çekerdi ciğerlerine.
Ve “Canım memleketim, güzel kasabam ne güzelde ahır kokuyor…” derdi.
Gelirsem ahır kokusu alamayacak mıyım?
Sürüleri ovalarda bulamayacak mıyım?
Sizlere selam olsun
Saygı ve hürmetlerimi sunarım.
Dr. Cemalettin YAKTI